Her şeyinizin ve her şeyin bittiği yere kadar küçük serçeler gibi hayata emeklemeye devam edeceğiz. Meral Meri ... Do I have to know?
29 Aralık 2019 Pazar
Meral Meri / Kendi Derinliğimin Ötesine Gittim / Saklı Dünyalar
Sessizliğin kısır saygınlığına gömüldüm
Üstüne üstlük bu yalnızca benim suçum
Genç bir ağacın gövdesinden kaçması gibi kaçtığım için
Duygusal bir yıkımdı bu belki benim için
Felaketti belki kaderim için
Bundan çok da emin değilim
Ama yine de bir saygınlığı olsun istedim
Bir güzelliği olmalıydı sonuçta
Zamanın boğduğu her şey gibi
Meral Meri / Kendi Derinliğimin Ötesine Gittim / Saklı Dünyalar
29.12.19.İst.
27 Aralık 2019 Cuma
22 Aralık 2019 Pazar
Meral Meri
Herkeste mevcut olan ama onları kullanmaya cesaretleri olmayan insanları çok fazla tanıdım...
Artık dünyada daha fazla böyle işgalciler olsun istemiyorum; Çünkü bunun adı yaşamak değil bir işkencedir.
Düşünün, bir eşya var, ve onun görevlerini düşünün; bir eşya çoğu zaman görevini kötüye kullanabilir mi kendi başına?
Yoksa onu kullananlardan dolayı mı doğar kötülük ya da çirkinlik?
Düşünün, konuşan dillerin nasıl da kolayca atıp tuttuklarını düşünün.
Yalnız kaldıkları zaman yaptıklarını düşünün.
Tıpkı tırnakları ojeli, başı ise kapalı kadınların yaptıkları şeyler gibidir bu dünya...Yani absürt.
Demek istediğim şey çok açıktır; Sen görmedin kendinde kendini, o da görmedi kendinde kendini,
ben de göremiyorum bunlardan dolayı kendimde kendimi!
Meral Meri
Artık dünyada daha fazla böyle işgalciler olsun istemiyorum; Çünkü bunun adı yaşamak değil bir işkencedir.
Düşünün, bir eşya var, ve onun görevlerini düşünün; bir eşya çoğu zaman görevini kötüye kullanabilir mi kendi başına?
Yoksa onu kullananlardan dolayı mı doğar kötülük ya da çirkinlik?
Düşünün, konuşan dillerin nasıl da kolayca atıp tuttuklarını düşünün.
Yalnız kaldıkları zaman yaptıklarını düşünün.
Tıpkı tırnakları ojeli, başı ise kapalı kadınların yaptıkları şeyler gibidir bu dünya...Yani absürt.
Demek istediğim şey çok açıktır; Sen görmedin kendinde kendini, o da görmedi kendinde kendini,
ben de göremiyorum bunlardan dolayı kendimde kendimi!
Meral Meri
20 Aralık 2019 Cuma
18 Aralık 2019 Çarşamba
14 Aralık 2019 Cumartesi
12 Aralık 2019 Perşembe
Meral Meri / Kendi Derinliğimin Ötesine Gittim / Pencerede Buluşmak
Biliyordum, seninle böyle çoğaldığımı...
Sabahın erken saatlerinde.
Ve ardımdan gelen o adımın
Sana ait ve senin benekli kelebeklerin olduğunu...
Onlar da tıpkı benim gibi ışığa kanat çırpıyordu;
Kadın ve erkek inlemeleri arasında.
Bir köşede durup dinledim bu sesleri,
Sokak lambasının bir salyangozunda.
Birden bir çıplaklık sardı herkesi...
Anadan doğma insanlarlar kara servi ağaçları arasında geziniyorlardı.
O an gördüm işte dolunayı gökyüzünde;
Karanlığın dünyayı sahiplendiğini söyledi bana...
Yağmurlar vurunca cama- bunu tekrar etti: "Karanlık, dünyayı esir aldı!"
Biliyordum,yine de seninle böyle çoğaldığımı;
Durup seyrederken birbirimizi gördüm bunu.
Karanlık, bir şatoda bir avukat gibi dolaşırken
Yine gördüm o ceza kolonisinde...
Bir deniz kurdunun içeri girip de, nasıl da cesaret gösterip gezinebildiğini.
Biliyordum, seninle çoğalmak genellikle böyle bir şeydi.
Ve bir ayinden diğerine giderken yedi öyküden birini çıkardığında...
Geriye yalnızca altı öykü kaldığını biliyordum, bir salyangoz gibi.
Meral Meri / Kendi Derinliğimin Ötesine Gittim / Pencerede Buluşmak
13.12.19.İst.
Sabahın erken saatlerinde.
Ve ardımdan gelen o adımın
Sana ait ve senin benekli kelebeklerin olduğunu...
Onlar da tıpkı benim gibi ışığa kanat çırpıyordu;
Kadın ve erkek inlemeleri arasında.
Bir köşede durup dinledim bu sesleri,
Sokak lambasının bir salyangozunda.
Birden bir çıplaklık sardı herkesi...
Anadan doğma insanlarlar kara servi ağaçları arasında geziniyorlardı.
O an gördüm işte dolunayı gökyüzünde;
Karanlığın dünyayı sahiplendiğini söyledi bana...
Yağmurlar vurunca cama- bunu tekrar etti: "Karanlık, dünyayı esir aldı!"
Biliyordum,yine de seninle böyle çoğaldığımı;
Durup seyrederken birbirimizi gördüm bunu.
Karanlık, bir şatoda bir avukat gibi dolaşırken
Yine gördüm o ceza kolonisinde...
Bir deniz kurdunun içeri girip de, nasıl da cesaret gösterip gezinebildiğini.
Biliyordum, seninle çoğalmak genellikle böyle bir şeydi.
Ve bir ayinden diğerine giderken yedi öyküden birini çıkardığında...
Geriye yalnızca altı öykü kaldığını biliyordum, bir salyangoz gibi.
Meral Meri / Kendi Derinliğimin Ötesine Gittim / Pencerede Buluşmak
13.12.19.İst.
10 Aralık 2019 Salı
8 Aralık 2019 Pazar
7 Aralık 2019 Cumartesi
6 Aralık 2019 Cuma
4 Aralık 2019 Çarşamba
3 Aralık 2019 Salı
Meral Meri
Önceliğinizi verdiğiniz şeyler sizin yaşam kimliğinizi belirler; onlar belki sizi öldüren şeylerle dolu olabilir,ya da etrafınızdaki insanları öldürdüğünü
iddia edebilirler, fakat sizin gerçek bir nefes alıp verişinizi asla inkar edemezler...
O yalnızca bir sorgulama ve iddia ile sınırlı kalacaktır...Bilirsiniz, bazı şeyler hayaletlerle değil, gerçek kişilerle ilgilenir; bu da tam olarak sizsiniz işte...
Yani kendi geminizin gerçek kaptanı.
Meral Meri
2 Aralık 2019 Pazartesi
1 Aralık 2019 Pazar
Sibirya Yolcusu Ya Da Fosiller Gibi Ölü ~ Meral Meri
Sibirya Yolcusu Ya Da Fosiller Gibi Ölü
~ Meral Meri
~
Uyandım; daha doğrusu yatağın içinde de süründüğümü fark ettim.
Bugün aralık ayının ilk günüydü ve astrolojiye göre bu ay en şanslı olduğum ay'mış.
Yalan tabii ki. Ömrünün yarısını tüketmiş biri olarak, tek başınalığı tatmış biri olarak size diyebilirim ki, iki şeyin önemi kaldı ben de;
Birincisi öğleden sonraları gün batımları, diğeri ise bir kış günü bir trene binip sonsuza dek yolculuk etmek.
Yoo, diğer mevsimlerle bir derdim yoktu; sadece başlangıcı kendim belirlemeyi tercih ediyorum hepsi bu. Sonra, sonra işte ne kadar kalmışsam
o kadar kendimi seyretmek istiyorum bir dişbudak ağacı gibi kara ve yalnız olarak.
Ya da bir porsuk ağacı gibi; kırmızı harelerimle orada zehirlenip ölmek, ya da ona eşlik etmek istiyorum ya da lokomotife ve sonra vagonların dizili incilerinin
nasıl tek tek bana veda ettiklerini izlemek istiyorum.
Tıpkı bana yapılanlar gibi...
Öfkeliyim, nefret doluyum,yalnızlıktan delirecek gibiyim belki; ama yine de sizin kadar çirkin olamamak yok mu?
Delirtiyor parça parça beni ve un ufak oluyorum karşınızda! Karanlığım; tavan gibiyim, bir baş-bir göz- bir akıl- bir ruh- bir kalp peşindeyim...Boğmak için sizi.
Sessizliğim benim bekçimdi, gecenin içinde saklanırdı ve kuşkusuz; ay'la bakışırlardı hüzünlü biçimde.
Sonra iğne yapraklarına biriken gözyaşlarıma hınç duyardım; adeta tiksinirdim onlardan,saki bana ait değildiler.
Ki biliyorum, değildiler. Çünkü insanız biz deyip, gülmeyi, o neşeli günleri hiç getirmeyip gizleyenleri, hatta ona düşman kesilenleri...
Palavra sıkıp; "insanız biz, tabi ağlamak gerek" diyenleri yağmurda boğmalı ve sonrada bir kuyuya asıl onları atmalı. diye düşünmüşümdür her zaman.
Çünkü evsizlik kötü bir şey biliyor musunuz?
Adeta hiçbir yerde olmamak gibi eşdeğerdir. İnsan burada kesin bir yolla bir kaplumbağa olmak ister...
Eşya biriktirme derdine son vermek ister. Sadece kendisi büsbütün kendine yetmek ister...
Çünkü insanın parçalanınca bir anlamı kalmıyor.
İşte benim yolcuğum Sibirya'ya tam olarak böyle bir günde başlamış oldu rayların üstüne ve iğne yaprakları arasında...
Biliyorum, adımı merak ediyorsunuz? Ama şöyle düşünün istiyorum bir kez de olsa; bu adı kendime ben vermedim...
Tıpkı bazı şeylerin içine öylece doğarken bazı şeylerin bana öylece yapışması gibi.
Yani bir önem arz etmiyor şu an için. Ya da bana kalırsa hiçbir zaman benim için öenmli değiller...
Nedenini merak etmiş olanlarınız için şöyle demek de fayda görüyorum; sizde olan şeylere ne kadar sahipseniz ve onları ne kadar çok yaşatabiliyorsanız hakkıyla
o kadar olmaktan başkaca bir derdimiz olmamalıydı, ama oluyor...İşte ben de o kadarım şimdi zamanın gölgesinde.
Ben daha bildiklerine tahammül edemeyen ve onları süresizce görmezden gelen başka bir ölüm daha tanımadım ki, size ne diye gerçekleri anlatayım?
Ben onlara sayenizde sessiz kalmayı öğrendim. Onlar da zamanın gölgesinde ölebilirler yavaş ve sessizce şimdi.
Yine de birtakım ufak tefek şeyleri anlatmaktan kaçınacak değilim size...Aslında normalde kaçındığım hiçbir şey yok bu yeryüzünde...
Sadece değerli bir taş olmadığının farkında ama buna rağmen rezil alıcıları çıkması onu daha da değersizleştirmesi yok mu?
İnsanın hayatına tükürmek istemesi hep bundandır.
Ama asıl mevzu elbette ki bu değil, asıl mevzu her birimizin kendi suçlarıyla yüzleşme alanı bir gün öyle ya da böyle geleceği olmasıdır...
İşte ben bunu merak ediyorum; buna hazır olup olmadığınızı? Ki biliyorum, hazır değilsiniz.
Aksi halde fosiller bu kadar gün yüzüne çıkmazlardı zombiler gibi.
Şimdi soruyorum size; hiç kendinizi okumadan önce yazdınız mı? Hadi yazdınız diyelim, peki hayatınızın bir yerinde
durup ona uzaktan baktınız mı? Bir yağmur gördünüz mü? Ya da ocağın üstündeki o kaynayıp taşan su, hiç temiz havanızı bozdu mu?
Yoksa sizlere de bütün bunları normal mi gösteriyorlardı, bana yapılan gibi?
Evet, sizlere de normal gösteriyorlardı ki...Ben henüz, bir tane olsun iyi mantar toplamış değildim eteğime.
Her zaman her konuda kendime söz verip durdum. Neden yalnızca orada durduğumu ise Tanrı bilir ancak.
Gözünü çevreleyen bir gözlükle dünyanın ne kadar net bir yer olduğunu görmeye çabalarken bulurdum hep kendimi...
Gözümde gözlüklerim olmasaydı eğer, tıpkı bir yarasa gibi görecektim dünyayı...
Buna inadınız mı şimdi?
Ben de öyle tahmin etmiştim,herkes görmek istediği kadar görüyor dünyayı.
Yani işine geldiği kadarıyla.
Hiçbirimiz karla yüklü bir çam dalı kadar yüklü değildik dünyada...
Eğer öyle olmuş olsaydı Sokrates, kendini savunarak zaman kaybeder miydi?
Diyelim ki, etti. Ki etti, ne geçti eline?
Bu dünyada bilginin bir yerden bir yere; hatta kötü bir yerden iyi bir yere taşınacağız gibi, şeylere o değerli umudunu bağlayıp, onu büyütmez...
Ona güvenmezdi...
Hermann Hesse'in de dediği gibi:
"Uçar gider kırlangıçlar,
Yapraklar dökülür ağaçlardan,
Çok geçmeden her şey sararıp solar..."
Neyse ki, çam ağaçları var... diyebilir miyiz şimdi buna?
Hadi dedik diyelim; öyle kolay işleri yapacak onurlu ve fakir insan bulmak kolay mı bu zamanda?
Hadi bulduk diyelim; bu kez de mum ışıtmadıkça etrafını- görüp göreceği tek şey, yine fosillerden ibaret olmaz mıydı?
Onuncu kafa çiftime ne sormak isterim? diye düşündüğüm zaman. Yanıt hiç de gecikmiyordu: Sen aşağılık vagus'un tekisin!
Sen kaz ayaklarıyla yürüsen daha iyi edersin.
Çünkü o şamandıradan artık o palamarları çözdüm ben....
Kuşkusuz; sen hayatın boyunca manuel nedir hiç bilmedin, ama benim tek bildiğim şey tam olarak buydu.
Bu şu demek: Sağ ol, ama köpek balıklarıyla kendim başa çıkabilirim; tıpkı sağ kulağımdaki uğultuyla başa çıkabildiğim gibi.
Hayatta kalma kuralları dünyaya geldiniz ilk andan itibaren uymanız gereken hayati kurallardır;
yalan söylemek, küfür etmemek, onun bunun namusuna- onuruna içtenlikle saldırmak ve bunu inkar etmek...
İftira atmak, dolandırmak, hiçbir şey yapmak istemezken bol keseden akıl dağıtmak...
Çünkü sizin aklınız yoktur... Sizin dürüstlüğünüz, haysiyetiniz, şerefiniz sürekli çiğnensin diye bu dünyaya terk edilmiştiniz...
Aksi takdirde ölü fosillerimizle yüzleşmekten böyle kolay kaçınmazdık diyebilmeliydik artık. Ama nafile.
İnsanlar hayal gücüne itimat ederler; gerçeklerden kaçmanın birinci prensibi budur çünkü.
Ben bu kış günü bu yolculuğuma çıkmışken, yanıma sadece kısmen kendimi almış bulunuyorum.
Size tamamen kendimi aldım, evet,aldım kendimi... Bunu başardım demeyi isterdim ama bu olanaksız bir şeydir herkes için.
Çünkü ister inanın ister inanmayın; dünyanın neresine giderseniz gidin...
Öğreneceğiniz tek şey, yine hiçbir şey öğrenmediniz olacaktır.
Çünkü ölmeden ya da öldürmeden kimse bir şey öğrenemez.
Yine de ölenler daha çok bilgilidir diyebiliriz, hepsi bu.
Var olmak için hayat daima kendini tekerrür eder...Perdenin arkasındaki gerçek işte yalnızca budur.
Yoksa sizin başınızdan geçen hikayelerinizin gerçekliği kimsenin cebini doldurmayacaktır.
Ya da dünyayı güzelleştirmeyecektir...
Bunun için hayattaki tüm canlılar; yalana,nefrete, kine, aç gözlülüğe, kibre ve ikiyüzlülüğe doymazlar.
Yardımlaşmayı ve iyi bir alışverişi sağlamayan her canlının başına işin sonunda her ne gelecekse,
siz de emin olun- en masum halinizle bundan payınızı gene de alacaksınız...Kurunun yanında yaşların yandığı gibi.
Ve o zaman, bir kış günü çıkılan bir yolculuğun içinde tümüyle var olmaktan bahsedemeyeceksiniz...
Diyeceğiniz tek şey; "fosiller gibi ölüyüm artık" olacaktır.
Bazı öykülerin; bir zamana, bir mekana, bir karaktere sığamamazlığının hikayesini anlattım sizlere, ve buna hiç de gereksinim duymadığımı.
02.12.19.İstanbul.
~ Meral Meri
~
Uyandım; daha doğrusu yatağın içinde de süründüğümü fark ettim.
Bugün aralık ayının ilk günüydü ve astrolojiye göre bu ay en şanslı olduğum ay'mış.
Yalan tabii ki. Ömrünün yarısını tüketmiş biri olarak, tek başınalığı tatmış biri olarak size diyebilirim ki, iki şeyin önemi kaldı ben de;
Birincisi öğleden sonraları gün batımları, diğeri ise bir kış günü bir trene binip sonsuza dek yolculuk etmek.
Yoo, diğer mevsimlerle bir derdim yoktu; sadece başlangıcı kendim belirlemeyi tercih ediyorum hepsi bu. Sonra, sonra işte ne kadar kalmışsam
o kadar kendimi seyretmek istiyorum bir dişbudak ağacı gibi kara ve yalnız olarak.
Ya da bir porsuk ağacı gibi; kırmızı harelerimle orada zehirlenip ölmek, ya da ona eşlik etmek istiyorum ya da lokomotife ve sonra vagonların dizili incilerinin
nasıl tek tek bana veda ettiklerini izlemek istiyorum.
Tıpkı bana yapılanlar gibi...
Öfkeliyim, nefret doluyum,yalnızlıktan delirecek gibiyim belki; ama yine de sizin kadar çirkin olamamak yok mu?
Delirtiyor parça parça beni ve un ufak oluyorum karşınızda! Karanlığım; tavan gibiyim, bir baş-bir göz- bir akıl- bir ruh- bir kalp peşindeyim...Boğmak için sizi.
Sessizliğim benim bekçimdi, gecenin içinde saklanırdı ve kuşkusuz; ay'la bakışırlardı hüzünlü biçimde.
Sonra iğne yapraklarına biriken gözyaşlarıma hınç duyardım; adeta tiksinirdim onlardan,saki bana ait değildiler.
Ki biliyorum, değildiler. Çünkü insanız biz deyip, gülmeyi, o neşeli günleri hiç getirmeyip gizleyenleri, hatta ona düşman kesilenleri...
Palavra sıkıp; "insanız biz, tabi ağlamak gerek" diyenleri yağmurda boğmalı ve sonrada bir kuyuya asıl onları atmalı. diye düşünmüşümdür her zaman.
Çünkü evsizlik kötü bir şey biliyor musunuz?
Adeta hiçbir yerde olmamak gibi eşdeğerdir. İnsan burada kesin bir yolla bir kaplumbağa olmak ister...
Eşya biriktirme derdine son vermek ister. Sadece kendisi büsbütün kendine yetmek ister...
Çünkü insanın parçalanınca bir anlamı kalmıyor.
İşte benim yolcuğum Sibirya'ya tam olarak böyle bir günde başlamış oldu rayların üstüne ve iğne yaprakları arasında...
Biliyorum, adımı merak ediyorsunuz? Ama şöyle düşünün istiyorum bir kez de olsa; bu adı kendime ben vermedim...
Tıpkı bazı şeylerin içine öylece doğarken bazı şeylerin bana öylece yapışması gibi.
Yani bir önem arz etmiyor şu an için. Ya da bana kalırsa hiçbir zaman benim için öenmli değiller...
Nedenini merak etmiş olanlarınız için şöyle demek de fayda görüyorum; sizde olan şeylere ne kadar sahipseniz ve onları ne kadar çok yaşatabiliyorsanız hakkıyla
o kadar olmaktan başkaca bir derdimiz olmamalıydı, ama oluyor...İşte ben de o kadarım şimdi zamanın gölgesinde.
Ben daha bildiklerine tahammül edemeyen ve onları süresizce görmezden gelen başka bir ölüm daha tanımadım ki, size ne diye gerçekleri anlatayım?
Ben onlara sayenizde sessiz kalmayı öğrendim. Onlar da zamanın gölgesinde ölebilirler yavaş ve sessizce şimdi.
Yine de birtakım ufak tefek şeyleri anlatmaktan kaçınacak değilim size...Aslında normalde kaçındığım hiçbir şey yok bu yeryüzünde...
Sadece değerli bir taş olmadığının farkında ama buna rağmen rezil alıcıları çıkması onu daha da değersizleştirmesi yok mu?
İnsanın hayatına tükürmek istemesi hep bundandır.
Ama asıl mevzu elbette ki bu değil, asıl mevzu her birimizin kendi suçlarıyla yüzleşme alanı bir gün öyle ya da böyle geleceği olmasıdır...
İşte ben bunu merak ediyorum; buna hazır olup olmadığınızı? Ki biliyorum, hazır değilsiniz.
Aksi halde fosiller bu kadar gün yüzüne çıkmazlardı zombiler gibi.
Şimdi soruyorum size; hiç kendinizi okumadan önce yazdınız mı? Hadi yazdınız diyelim, peki hayatınızın bir yerinde
durup ona uzaktan baktınız mı? Bir yağmur gördünüz mü? Ya da ocağın üstündeki o kaynayıp taşan su, hiç temiz havanızı bozdu mu?
Yoksa sizlere de bütün bunları normal mi gösteriyorlardı, bana yapılan gibi?
Evet, sizlere de normal gösteriyorlardı ki...Ben henüz, bir tane olsun iyi mantar toplamış değildim eteğime.
Her zaman her konuda kendime söz verip durdum. Neden yalnızca orada durduğumu ise Tanrı bilir ancak.
Gözünü çevreleyen bir gözlükle dünyanın ne kadar net bir yer olduğunu görmeye çabalarken bulurdum hep kendimi...
Gözümde gözlüklerim olmasaydı eğer, tıpkı bir yarasa gibi görecektim dünyayı...
Buna inadınız mı şimdi?
Ben de öyle tahmin etmiştim,herkes görmek istediği kadar görüyor dünyayı.
Yani işine geldiği kadarıyla.
Hiçbirimiz karla yüklü bir çam dalı kadar yüklü değildik dünyada...
Eğer öyle olmuş olsaydı Sokrates, kendini savunarak zaman kaybeder miydi?
Diyelim ki, etti. Ki etti, ne geçti eline?
Bu dünyada bilginin bir yerden bir yere; hatta kötü bir yerden iyi bir yere taşınacağız gibi, şeylere o değerli umudunu bağlayıp, onu büyütmez...
Ona güvenmezdi...
Hermann Hesse'in de dediği gibi:
"Uçar gider kırlangıçlar,
Yapraklar dökülür ağaçlardan,
Çok geçmeden her şey sararıp solar..."
Neyse ki, çam ağaçları var... diyebilir miyiz şimdi buna?
Hadi dedik diyelim; öyle kolay işleri yapacak onurlu ve fakir insan bulmak kolay mı bu zamanda?
Hadi bulduk diyelim; bu kez de mum ışıtmadıkça etrafını- görüp göreceği tek şey, yine fosillerden ibaret olmaz mıydı?
Onuncu kafa çiftime ne sormak isterim? diye düşündüğüm zaman. Yanıt hiç de gecikmiyordu: Sen aşağılık vagus'un tekisin!
Sen kaz ayaklarıyla yürüsen daha iyi edersin.
Çünkü o şamandıradan artık o palamarları çözdüm ben....
Kuşkusuz; sen hayatın boyunca manuel nedir hiç bilmedin, ama benim tek bildiğim şey tam olarak buydu.
Bu şu demek: Sağ ol, ama köpek balıklarıyla kendim başa çıkabilirim; tıpkı sağ kulağımdaki uğultuyla başa çıkabildiğim gibi.
Hayatta kalma kuralları dünyaya geldiniz ilk andan itibaren uymanız gereken hayati kurallardır;
yalan söylemek, küfür etmemek, onun bunun namusuna- onuruna içtenlikle saldırmak ve bunu inkar etmek...
İftira atmak, dolandırmak, hiçbir şey yapmak istemezken bol keseden akıl dağıtmak...
Çünkü sizin aklınız yoktur... Sizin dürüstlüğünüz, haysiyetiniz, şerefiniz sürekli çiğnensin diye bu dünyaya terk edilmiştiniz...
Aksi takdirde ölü fosillerimizle yüzleşmekten böyle kolay kaçınmazdık diyebilmeliydik artık. Ama nafile.
İnsanlar hayal gücüne itimat ederler; gerçeklerden kaçmanın birinci prensibi budur çünkü.
Ben bu kış günü bu yolculuğuma çıkmışken, yanıma sadece kısmen kendimi almış bulunuyorum.
Size tamamen kendimi aldım, evet,aldım kendimi... Bunu başardım demeyi isterdim ama bu olanaksız bir şeydir herkes için.
Çünkü ister inanın ister inanmayın; dünyanın neresine giderseniz gidin...
Öğreneceğiniz tek şey, yine hiçbir şey öğrenmediniz olacaktır.
Çünkü ölmeden ya da öldürmeden kimse bir şey öğrenemez.
Yine de ölenler daha çok bilgilidir diyebiliriz, hepsi bu.
Var olmak için hayat daima kendini tekerrür eder...Perdenin arkasındaki gerçek işte yalnızca budur.
Yoksa sizin başınızdan geçen hikayelerinizin gerçekliği kimsenin cebini doldurmayacaktır.
Ya da dünyayı güzelleştirmeyecektir...
Bunun için hayattaki tüm canlılar; yalana,nefrete, kine, aç gözlülüğe, kibre ve ikiyüzlülüğe doymazlar.
Yardımlaşmayı ve iyi bir alışverişi sağlamayan her canlının başına işin sonunda her ne gelecekse,
siz de emin olun- en masum halinizle bundan payınızı gene de alacaksınız...Kurunun yanında yaşların yandığı gibi.
Ve o zaman, bir kış günü çıkılan bir yolculuğun içinde tümüyle var olmaktan bahsedemeyeceksiniz...
Diyeceğiniz tek şey; "fosiller gibi ölüyüm artık" olacaktır.
Bazı öykülerin; bir zamana, bir mekana, bir karaktere sığamamazlığının hikayesini anlattım sizlere, ve buna hiç de gereksinim duymadığımı.
02.12.19.İstanbul.
Meral Meri /Salyangozdaki Yosunlar / Kötü Geceler Dünya
Bir kaplumbağa ya da bir salyangoz gibi, bir labirentin içinde olduğunuzda
Oradan yine de bir çita gibi çıktığınızı asla göremezsiniz
Çünkü biri yavaştır diğeri de çok hızlı
Ve ikisine de hayat diyemezsiniz
Sadece şöyle diyebiliriz: Evet,bir zamanlar benim de üzerimde bazı fotoğraflar vardı
Evet ama -şimdi hiçbiri yok, diyebilirsiniz
Ve ikisine de: Siz benim dengem olamazsınız
Ya da bu zemini size ve kendilerine dahi hazırlayanların
Evet,bunları diyebilirsiniz
Çünkü sizin korkacak bir şeyiniz yok
İşte bu yüzden:
Bu bir fitildir, bu da ateş; ama yine de boştu sokaklar
Diyebilirsiniz
Çünkü bu sizin göreviniz
Onlar korkularınız değil
Meral Meri /Salyangozdaki Yosunlar / Kötü Geceler Dünya
28.11.19.İst.
Oradan yine de bir çita gibi çıktığınızı asla göremezsiniz
Çünkü biri yavaştır diğeri de çok hızlı
Ve ikisine de hayat diyemezsiniz
Sadece şöyle diyebiliriz: Evet,bir zamanlar benim de üzerimde bazı fotoğraflar vardı
Evet ama -şimdi hiçbiri yok, diyebilirsiniz
Ve ikisine de: Siz benim dengem olamazsınız
Ya da bu zemini size ve kendilerine dahi hazırlayanların
Evet,bunları diyebilirsiniz
Çünkü sizin korkacak bir şeyiniz yok
İşte bu yüzden:
Bu bir fitildir, bu da ateş; ama yine de boştu sokaklar
Diyebilirsiniz
Çünkü bu sizin göreviniz
Onlar korkularınız değil
28.11.19.İst.
25 Kasım 2019 Pazartesi
Meral Meri /Haziran Kağıtları / Taze Bilgi
Bazı şeyleri kişisel olarak değerlendirmez insan; hele ki, konu ince bir hastalık gibi yayılmış, dağılmış ve bir yer edinmişse kendine...
Artık sittin sene uğraşır durursun yerinde. Peki nasıl çıkmak gerekir işin içinden?
Fikrimce; merakını cezbederek...
Çünkü aksini zaten yaptın; ya nefret ettin, ya da kaçtın...
Kalıp onunla hiç barışmadın.
Her zaman yalnız ve bencil bir çocuk olarak mı kalacaksın?
Ya da sızlanıp küsecek misin dünyana?
Ama bunu da çok yaptın!
Meral Meri /Haziran Kağıtları / Taze Bilgi
Meral Meri
'Hayatta kalmak için bu kadar rezilliğe sığınıp onu övmek onu örtbas etmek neye yarayacak?
Hadi günü kurtardın diyelim, ya sonrasını?
Düşün, tersi istikamette gidiyorsun...
Adam sen de deyip; bir adamı yüzüne karşı kötüleyemezsiniz mi diyecekler size de?
Ah keşke deseler, o zaman anlardınız varlığınızın bir kara delikten daha fazlası olduğuna.'
Meral Meri
Hadi günü kurtardın diyelim, ya sonrasını?
Düşün, tersi istikamette gidiyorsun...
Adam sen de deyip; bir adamı yüzüne karşı kötüleyemezsiniz mi diyecekler size de?
Ah keşke deseler, o zaman anlardınız varlığınızın bir kara delikten daha fazlası olduğuna.'
Meral Meri
22 Kasım 2019 Cuma
21 Kasım 2019 Perşembe
Meral Meri/Eski Yel Değirmeninden Notlar /Kozmo Üzerine
Hikayenin anlatmak istemediğim ama dayanamayıp anlattığım diğer yüzündeyiz şu anda...
Vaktiyle uzayın bir yerinde otokrasi adında bir kozmonot yaşarmış.
Sürekli yalan söylüyormuş, hikaye bu ya; yalancı çoban gibiymiş aslında.
Günler,aylar, yıllar geçip gitmiş.
Bir gün otokrasi şöyle bir karar almış, demiş ki halkına: Ey halkım!
Bir otokrasi kolay mı yetişiyor bu uzayda?
Bundan böyle kendi aranızda fısıltı mısıltı duyarsam, ham yaparım sizi! demiş.
Zincire vurulmuş fakir halk, sürekli karanlıkta olduğundan sesleri de duyulmuyormuş.
Birden kükremiş aslan misali otokrasi: Hey, kime konuşuyorum burada,hepiniz sağır mı oldunuz bir anda?
demiş öfkeyle.
Derken halktan biri dayanamamış ayağında elinde zincirlerini şakırta şukurta öne çıkmış.
Demiş ki: Ey ulu kral otokrasi; her başında tacı olan -her altında tahtı olan halkını sağır ilan etse, bu karanlıklar güneşi bekler miydi hiç?
Bizler ne sağırız ne de kör... Kükremen kime?
Meral Meri/Eski Yel Değirmeninden Notlar /Kozmo Üzerine
22.11.19.İst.
Vaktiyle uzayın bir yerinde otokrasi adında bir kozmonot yaşarmış.
Sürekli yalan söylüyormuş, hikaye bu ya; yalancı çoban gibiymiş aslında.
Günler,aylar, yıllar geçip gitmiş.
Bir gün otokrasi şöyle bir karar almış, demiş ki halkına: Ey halkım!
Bir otokrasi kolay mı yetişiyor bu uzayda?
Bundan böyle kendi aranızda fısıltı mısıltı duyarsam, ham yaparım sizi! demiş.
Zincire vurulmuş fakir halk, sürekli karanlıkta olduğundan sesleri de duyulmuyormuş.
Birden kükremiş aslan misali otokrasi: Hey, kime konuşuyorum burada,hepiniz sağır mı oldunuz bir anda?
demiş öfkeyle.
Derken halktan biri dayanamamış ayağında elinde zincirlerini şakırta şukurta öne çıkmış.
Demiş ki: Ey ulu kral otokrasi; her başında tacı olan -her altında tahtı olan halkını sağır ilan etse, bu karanlıklar güneşi bekler miydi hiç?
Bizler ne sağırız ne de kör... Kükremen kime?
Meral Meri/Eski Yel Değirmeninden Notlar /Kozmo Üzerine
22.11.19.İst.
19 Kasım 2019 Salı
Yani, sadece demem o ki; “seni sadece ,Sevsem “olmaz mı? Meral Meri
Yani, sadece demem o ki; “seni sadece ,Sevsem “olmaz mı?
Meral Meri
18 Kasım 2019 Pazartesi
14 Kasım 2019 Perşembe
Meral Meri /Eski Yel Değirmeninden Notlar /Kirli Dosyalar Yakında Açılacak
Etrafta dolaşıp duran kırmızı bir hayalet var; bazen sık sık renk değiştirse de bu onun kırmızılığından ödün verdiği anlamına gelmiyor.
Bazen açıkça ne istediğini gündüz ışıkları altında sunuyor ve bazen de karanlık gecelerini uyandırmayı tercih ediyor.
Yine de dünya kuruldu kurulalı o tahtına oturan bir kral olarak tanıtmadı hiç kendini bizlere.
O dolaşıp duran kırmızı bir hayalet olarak aramızda olmayı tercih etti.
Bazen yeişil bir elbisel giydi, bazen mavi ve bazen de sarı...
Renklerin önemi yoktu; ona göre hepsi aynı kapıda biriken bir bukalemundu...
Yeri gelince kendini gayet iyi saklayabiliyordu, yeri gelince de gece kâbus görmüş gibi yüzümüze karşı haykırmayı
bir kral adeti olarak sunmaktan hiç geri kalmazdı.
O bir kral tacı takardı her zaman, bir tahtın daimi vârisiydi.
Dolaşıp dururdu aramızda hiç yorulmadan, adına kırmızı derdi;
Çünkü kan dökmeyi severdi, servetinin oluşması için ona göre bu vazgeçilmez bir kuraldı.
Ama yine de en çok sevdiği renk petrol rengiydi.
Neden bilmem, bunca renk içinde yine de hep üşüdüğünü iddia eder ama hiç durmazdı.
Etrafta dolaşıp duran kırmızı bir hayaletti o...
Bizi sık sık ziyaret eden.
Meral Meri /Eski Yel Değirmeninden Notlar /Kirli Dosyalar Yakında Açılacak
15.11.19.İst.
Bazen açıkça ne istediğini gündüz ışıkları altında sunuyor ve bazen de karanlık gecelerini uyandırmayı tercih ediyor.
Yine de dünya kuruldu kurulalı o tahtına oturan bir kral olarak tanıtmadı hiç kendini bizlere.
O dolaşıp duran kırmızı bir hayalet olarak aramızda olmayı tercih etti.
Bazen yeişil bir elbisel giydi, bazen mavi ve bazen de sarı...
Renklerin önemi yoktu; ona göre hepsi aynı kapıda biriken bir bukalemundu...
Yeri gelince kendini gayet iyi saklayabiliyordu, yeri gelince de gece kâbus görmüş gibi yüzümüze karşı haykırmayı
bir kral adeti olarak sunmaktan hiç geri kalmazdı.
O bir kral tacı takardı her zaman, bir tahtın daimi vârisiydi.
Dolaşıp dururdu aramızda hiç yorulmadan, adına kırmızı derdi;
Çünkü kan dökmeyi severdi, servetinin oluşması için ona göre bu vazgeçilmez bir kuraldı.
Ama yine de en çok sevdiği renk petrol rengiydi.
Neden bilmem, bunca renk içinde yine de hep üşüdüğünü iddia eder ama hiç durmazdı.
Etrafta dolaşıp duran kırmızı bir hayaletti o...
Bizi sık sık ziyaret eden.
Meral Meri /Eski Yel Değirmeninden Notlar /Kirli Dosyalar Yakında Açılacak
15.11.19.İst.
Meral Meri /Söğüt Ağacının Gölgesinde / Üç Doğum Üç Ölüm
Şu gece yarıları hiç de aydınlatmadı bizi;
Onun yerine hep hoça kal şarkıları çağırdı...
Biliyorum, sizi de öyle.
Bozuk mandalinanamla ben, acaba bu sabaha çıkar mıyız? diye düşündük kara kara.
Biliyorum, siz de öyle.
Siz bakmayın bu saksılardaki çiçeklerin canlı oluşuna...
Gelir, eser ve devirir rüzgâr sizi!
Biliyorum,beni de öyle.
Meral Meri /Söğüt Ağacının Gölgesinde / Üç Doğum Üç Ölüm
15.11.19.İst.
11 Kasım 2019 Pazartesi
Meral Meri/Eski Yel Değirmeninden Notlar / Çocuk Bahçesi
Hepimiz çocuk bahçesinin içindeyiz, bunu fak ediyorum ama neden hâlâ kafeslerimiz başımızda dolaşıyoruz?
Neden terk edilmiş bir yerde dolaşıyormuşuz gibi hissediyoruz birbirmizi ve en çok da kendimizi?
Neden kendimize bu kadar düşmanız, neden kendimizi birkaç saat teselli edip sonrasında yine o akıl hastanesine geri dönüyoruz?
Belki de oyuncaklarımız çok eski ve az olmalıydı, belki de tam tersi çok- çok fazla olurken bile görebildiğimizi görmeliydik ve göstermeliydik onları.
Ve değişimi birer kafes olarak görmemeliydik; kendimize ve başkalarına karşı.
Meral Meri/Eski Yel Değirmeninden Notlar / Çocuk Bahçesi
11.11.19.İst.
Neden terk edilmiş bir yerde dolaşıyormuşuz gibi hissediyoruz birbirmizi ve en çok da kendimizi?
Neden kendimize bu kadar düşmanız, neden kendimizi birkaç saat teselli edip sonrasında yine o akıl hastanesine geri dönüyoruz?
Belki de oyuncaklarımız çok eski ve az olmalıydı, belki de tam tersi çok- çok fazla olurken bile görebildiğimizi görmeliydik ve göstermeliydik onları.
Ve değişimi birer kafes olarak görmemeliydik; kendimize ve başkalarına karşı.
Meral Meri/Eski Yel Değirmeninden Notlar / Çocuk Bahçesi
11.11.19.İst.
10 Kasım 2019 Pazar
Meral Meri- Warrior Soul -Music
Güneş yeni doğarken gökyüzünde hâlâ var olan o dolunayı seyretmeyi seviyorum.
Ve yükseklere çıktığım zaman aşağıları seyredip o başarıyı hissetmeyi ve hissettirmeyi seviyorum.
Ama en çok sevdiğim şeye gelirsek o yalnızca renkli insan yüzleridir.
Meral Meri
9 Kasım 2019 Cumartesi
4 Kasım 2019 Pazartesi
3 Kasım 2019 Pazar
29 Ekim 2019 Salı
27 Ekim 2019 Pazar
24 Ekim 2019 Perşembe
22 Ekim 2019 Salı
Meral Meri/Eski Yel Değirmeninden Notlar / Sıfırın Altında
Bu dünyanın sorunu şuydu: Kendi ölülerinden sadece ölü oldukları için onlardan medet ummalarıdır.
Eğer aksi olmuş olsaydı kurulan diyalogların ne kadar sağlıklı ve yarar sağlayıcı olduklarını görebilirlerdi.
Ve şanslılarsa (Ki şans diye bir şey yoktur) onların içinde gerçekten gerçeklerle nasıl iyi geçinebildiklerini görebilir ve öğretebilirlerdi.
Ama bizler bunların aksine yön olan başlangıcın nasıl bir yer olduğundan habersiz...
Her gün boğaz boğaza geldiğimiz o anlamsız kargaşanın gelip bizlere bir dünya bahşetmesini umarak
Ve hatta ona bizzat bel bağlayarak yaşamaktan söz edip duruyoruz birbirimize karşı.
Peki asıl o ismi,yani o "Yaşamak, adını daha önce ve şu anda ve gelecek için hiç duydunuz mu, duyacak mısınız,
ve duyuracak mısınız onu?" Buna kendi adınıza cevap vermeniz önce kendinize karşı, sonrada başkalarına karşı
ne kadar cesur, ne kadar doğru ve ne kadar onların değil, kendi gerçeklerinizle yaşamın kimliği işte budur
ve bu olmalıdır derseniz...
Biliyorum, yok olacaksınız. Ve ölülerden medet umacaksınız. Ama sonra ölüleri rahat bırakmanız gerektiğini
çok iyi ve ağır bir biçimde anlayacaksınız.
Belki de anlamanızın zamanı gelmiştir, belki orası sıfırın altında elli ya da altmış derecedir...
Bu kimin umurunda, yeni bir yol,sonsuz bir başlangıç temelini siz atmış olacaksınız.
Bu neden şimdi buradan başlamasın ki?
Meral Meri/Eski Yel Değirmeninden Notlar / Sıfırın Altında
22.10.19.İst.
21 Ekim 2019 Pazartesi
20 Ekim 2019 Pazar
Meral Meri/Eski Yel Değirmeninden Notlar / Büyük Buluşma
...
Ve ben sana günler sonra iç dünyamı aktarmış bulunuyorum...
Gerçek şu ki; senden pek de bir farkım yok, zamanla açar kendini o...
Yoksa öncesinde açanı izlemekle yetinen hâl o bizizdir.
Ama sen de onlar gibi görmezlikten gelme kendini; çünkü onlar yapıyor ,sen sakın yapma e mi?
Sen de biliyorsun ki, bazen şunu yapıyorum; bir köşede oturmuş dünyayı izlerken aniden bir fırtına öncesi sessizliği giyerim üstüme-
O kasırganın öncesinde bir köşede bekleyebilirim ama asla ona hazırlıklı olamam ve sen bunu gerçekten çok iyi biliyorsun.
Bu nedenle yenilmek -alt edilmek nediri bilirim ben;
Haklıyken haksızlığa uğrarım; çünkü kalkan ya da kılıç kullananmam ama gerekirse pekâlâ da kullanabilirliğimi onlara açıkça ilan edebilirim.
Ve bu sanatıma da güvenirim, sen bunu gerçekten çok iyi biliyorsun...
Ve bildiğin bir şey daha var benimle ilgili, bu yalnızca seninle sınırlı kalmasın e mi?
İnsanlar kendilerine böyle ucuz şeyler yapmasın, kendilerine karşı sırt çevirenlerden olmasın;
Sonra yapayalnız "Ah yazık,çok yazık,pek yazık!" bir yazık çekerler kendilerine.
Ama burada ama orada,mutlaka bir gün tecelli eder o.
Meral Meri/Eski Yel Değirmeninden Notlar / Büyük Buluşma
21.10.19.İst.
Ve ben sana günler sonra iç dünyamı aktarmış bulunuyorum...
Gerçek şu ki; senden pek de bir farkım yok, zamanla açar kendini o...
Yoksa öncesinde açanı izlemekle yetinen hâl o bizizdir.
Ama sen de onlar gibi görmezlikten gelme kendini; çünkü onlar yapıyor ,sen sakın yapma e mi?
Sen de biliyorsun ki, bazen şunu yapıyorum; bir köşede oturmuş dünyayı izlerken aniden bir fırtına öncesi sessizliği giyerim üstüme-
O kasırganın öncesinde bir köşede bekleyebilirim ama asla ona hazırlıklı olamam ve sen bunu gerçekten çok iyi biliyorsun.
Bu nedenle yenilmek -alt edilmek nediri bilirim ben;
Haklıyken haksızlığa uğrarım; çünkü kalkan ya da kılıç kullananmam ama gerekirse pekâlâ da kullanabilirliğimi onlara açıkça ilan edebilirim.
Ve bu sanatıma da güvenirim, sen bunu gerçekten çok iyi biliyorsun...
Ve bildiğin bir şey daha var benimle ilgili, bu yalnızca seninle sınırlı kalmasın e mi?
İnsanlar kendilerine böyle ucuz şeyler yapmasın, kendilerine karşı sırt çevirenlerden olmasın;
Sonra yapayalnız "Ah yazık,çok yazık,pek yazık!" bir yazık çekerler kendilerine.
Ama burada ama orada,mutlaka bir gün tecelli eder o.
Meral Meri/Eski Yel Değirmeninden Notlar / Büyük Buluşma
21.10.19.İst.
18 Ekim 2019 Cuma
Game of Thrones: Season 6 OST - Feed the Hounds (EP 01 Winterfell escape...
Ramin Djawadi-Feed the Hounds-Game of Thrones

















































